Suriye’nin Kısa Tarihi
 1

Resmi adı Suriye Arap Cumhuriyeti olan Suriye, ülkemizin güneyinde bulunur ve Türkiye ile en uzun kara sınırına sahip olan ülkedir. Ortadoğu’da bulunan ülkenin diğer komşuları Lübnan, Irak, Ürdün ve İsrail’dir. Başkenti ve en büyük şehri Şam’dır. Halep, Humus, Lazkiye, Hama diğer büyük şehirleridir. Osmanlı’dan kopmasının ardından Fransız sömürgesi altında da bulunan Suriye’nin özgürlüğüne kavuşup tam bağımsız bir ülke olmasının tarihi 1946’dır. Baas Partisi ülkeyi 1963 yılında yaptığı askeri darbe ile ele geçirmiş, 1970 yılında ise bugünkü Başkan Beşşar Esed’in babası Hafız Esed yönetimi ele almıştır. Bu tarihten itibaren ölümüne kadar geçen yaklaşık 30 sene Suriye’yi yöneten Esed’in, ölümünden sonra ise 2000 yılında oğlu Beşşar Esed iktidarı devralmıştır. 1970’den günümüze kadar geçen sürede iktidarın başında bulunan Suriye Baas Partisi, hala ülkeyi tek parti rejimi olarak idare etmektedir.

Baas rejiminin başa geçmesi ile ülkede Nusayrilerin siyasi ağırlığı artmaya başladı. Demir yumrukla ülkeyi yöneten Hafız Esed rejimine karşı protestolar düzenleyen Müslüman kardeşler ve destekçisi halka karşı rejim sert şekilde müdahale etti. İsyanların yoğunlaştığı Hama şehrine Müslüman Kardeşler üyelerini bulma bahanesiyle giren rejim kuvvetleri 2 Şubat 1982 yılında burada tam bir katliam gerçekleştirdi. Yerle bir edilen şehirde resmi olmayan rakamlara göre en az 40 bin kişi hayatını kaybetti. Tarihe ‘Hama Katliamı’ olarak geçen bu olaydan sonra Müslüman Kardeşler’in pek çok üyesi tutuklandı, idam edildi, katliamdan kurtulanlar ise ülkeyi terk ettiler.

Hafız Esed döneminde tam bir istihbarat ülkesine dönen Suriye’de insanlar en yakınlarından bile korkar hale gelmişlerdi. Ülke nüfüsunun %35’inin istihbarat ajanı olduğu ve halkın içinde sürekli dolaşan ajanlar vasıtasıyla haberdar olunan, rejim aleyhine konuşan kişilerin Muhaberat tarafından tutuklanarak yıllarca hapishanelerde yargılanmadan kaldığı, kimisinin idam edildiği, kimisinden ise o günden sonra bir daha haber alınamadığı bilinen bir gerçektir. Hafız Esed’in 2000 yılında ölümünden sonra kanunlarda yapılan özel bir uygulama ile başkanlık yaşının düşürülmesi suretiyle başkanlık koltuğuna oturan oğul Beşşar Esed döneminde de bu durum devam etti. Siyasi öğütlenme yasaklandı, her türlü muhalif hareket daha başlamadan sonlandırıldı. Rejim aleyhine konuşanlar Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na mensup oldukları gerekçesiyle hapishanelere atıldı, pek çoğundan bir daha haber alınamadı.

Suriye Devrimi’nin Başlaması

2010 yılına gelindiğinde, Ortadoğu ülkelerinde başlayan Arap Baharı denilen ayaklanmalar, ilk olarak Tunus’ta başladı, Mısır’da devam etti. Bunlardan güç alan Suriye halkı da sokaklara çıkarak rejimden reform yapmalarını, yaşama koşullarını iyileştirmelerini, özgürlük ve adalet taleplerine cevap vermelerini talep eden barışçıl gösteriler düzenledi. Bu gösterilerde hiçbir aşırılığa başvurmayan halk o zamanlar rejimin düşmesini değil, ülkede ıslahat yapılmasını istiyordu. Fakat bu şekilde 6 ay devam eden silahsız direnişe karşı rejimin silahla karşılık vermesi sebebiyle gösterilerde ilk şehitler verilmeye başlandığında, halk da silahlanmaya ve kendisini savunmaya başladı. Devrimin resmi olarak başladığı tarih 15 Mart 2011’di.

Suriye Devrimi’nin sembol ismi 13 yaşındaki Hamza el-Hatip’ti.  Güney şehri Dera’da duvarlara özgürlük, adalet yazan ve barışçıl taleplerini çocukça bir masumiyetle ortaya koyan çocuklardan birisi olan Hamza, 29 Mayıs 2011 tarihinde katıldığı bir gösteri sırasında tutuklanmış, 25 Mayıs 2011 günü işkence görmüş ve organları tahrip edilip acımasızca öldürülmüş şekilde ailesine teslim edilmişti. Bu hadise halkı iyice galeyana getirdi. Ülkenin her yerinde gösteriler düzenlenmeye, talepler dile getirilmeye başlandı, halkının üzerine acımasızca silahlarını doğrultan rejime karşı halk artık korku zincirlerini kırmış bir halde mücadeleye girişti. Sınırlı imkânlarla örgütlenen halkın yanı sıra, kendi insanına karşı silah doğrultmaya gönlü razı olmayan Suriye Ordusu’na mensup pek çok asker de yavaş yavaş ordudan kaçmaya ve örgütlenmeye başladı. Bunun neticesinde Özgür Suriye Ordusu denilen oluşum vücuda gelmiş bulunuyordu.

Rejimin Gerçekleştirdiği Katliamlar

Halk gösterilerde ‘Ya Rab, Sen’den başka kimsemiz yok.’ diyerek sabırla ve sebatla mücadelesine devam ederken, rejim de şiddetin dozunu her geçen gün arttırıyordu. Suriye Devrim Tarihi bu acımasız rejimin gerçekleştirdiği pek çok katliama sahne olmuştur. Bunlardan bazıları;

23 Ekim 2012 tarihinde Halep’in El-Bab beldesinde ekmek kuyruğunda bekleyen sivilleri hedef alan saldırıda onlarca kişi hayatını kaybetti. 23 Aralık 2012 tarihinde bu kez Hama’nın Halfaya beldesinde yine bir fırına düzenlenen saldırıda 200 sivil ekmek kuyruğunda can verdi. Rejimin ülke genelinde yaklaşık 80 fırını bombalaması sebebiyle Suriye’de ekmek fırınları yer altına alınmaya başladı.

15 Ocak 2013 tarihinde Halep üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin uçakla hedef alınması sonucu 46 kişi şehit oldu, onlarca kişi yaralandı. Bu hadiseden sonra, okulun öğrencisi olan ve saldırıdan sonra üniversite bahçesinde ayakkabısını bulduğu kızını arayan annenin acı feryatları hafızalara kazınan görüntülerdendi. Üniversiteyi ve dolayısıyla ülkenin geleceği olan öğrencileri hedef alan bu saldırıdan sonra Halep üniversitesi’nin ismi Şehitler üniversitesi olarak anılmaya başlanmıştır.

2 Mayıs 2013 tarihinde Tarsus’un Banyas ilçesine bağlı El-Beyda köyünde gerçekleştirdiği katliamda onlarca kişi hayatını kaybetti. Sünni halkın yaşadığı bölgede şii milislerce gerçekleştirilen katliamın görüntüleri dünyada şok etkisi yarattı.

Suriye halkının devrim öncesinde ve sonrasında sistemli işkencelere maruz bırakan rejimin bu suçları 22 Mayıs 2014 tarihinde Anadolu Ajansı’nın yayınladığı fotoğraflarla tekrar gözler önüne serildi. 11 bin kişiye ait toplam 55 bin fotoğraf, rejim hapishanelerinde tutuklu bulunan kişilere nasıl davranıldığının en büyük kanıtıydı.

Suriye’de her türlü sindirme faaliyetine ve katliama maruz kalan savunmasız durumdaki halka yönelik gerçekleştirilen en acımasız saldırı, 23 ağustos 2013 tarihinde Şam’a bağlı Doğu Guta beldesinde gece saat 02.00’de atılan kimyasal bomba saldırısıydı. Dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu kimyasal katliamda bir gecede çoğu çocuk 2 bine yakın kişi boğularak can verdi. O tarihten sonra defalarca kimyasal saldırı düzenleyen Esed’e karşı hiçbir yaptırıma da gidilmedi.

Devrimin resmi olarak başladığı 15 Mart 2011 tarihinden itibaren Esed rejimi kendi halkını en acımasız şekillerde cezalandırdı. Özellikle Filistinlilerin yaşadığı Yermuk Kampı’nda uyguladığı ağır ambargo sebebiyle onlarca insan açlıktan dolayı hayatını kaybetti. Hastaneler, okullar, camiler, Pazar yerleri gibi insanların kalabalık halde bulunduğu makamları özellikle hedef alan rejim güçleri, pek çok kişinin hayatını kaybetmesine sebep oldu. Rejimin bir taktiği de, yaptıkları katliamları dünyaya duyurmak için ülkede bulunan gazetecileri hedef almak. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin bildirdiğine göre Mart 2011 tarihinden bu güne yaklaşık olarak 67 gazeteci Suriye’de hayatını kaybetti.

Suriye’de Bulunan Gruplar

Suriye’de devrimin ilk günlerinden itibaren kendi içinde örgütlenerek bir araya gelen ve Özgür Suriye Ordusu adı altında faaliyet gösteren oluşum, 29 Temmuz 2011 tarihinde Riyad el-Esad liderliğinde kurulmuştur. Siyasi kanadı Suriye Ulusal Konseyi‘dir ve ona bağlıdır. Bunun dışında rejime karşı mücadele eden pek çok grup bulunmaktadır.  Şuna da dikkat edilmelidir ki, Özgür Suriye Ordusu çatı bir isimlendirmedir, bu ismin altında küçüklü büyüklü pek çok grup yer almaktadır. Muhalif oluşumlar içinde en önemli olanlar El Kaide’nin Suriye kolu olan Nusret Cephesi ve yine pek çok oluşumu bünyesinde bulunduran İslam Cephesi’dir.

Muhaliflerin durumuna karşılık rejimin bu kadar uzun süre ayakta durmasında dış güçlerin etkisi büyük. Başta Lübnan Hizbullah’ı olmak üzere İran, Rusya ve diğer büyük devletler, gerek asker göndererek gerekse silah yardımıyla Esed rejimine desteklerini açıkça ortaya koymaktadırlar.

Suriye’de Son Durum2

Haritada görüldüğü üzere Suriye’ye girmesiyle özellikle Deyruz zor ve Rakka’da yoğunlaşan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Irak’ta ve Suriye’de eş zamanlı devam ettirdiği saldırılar ve muhaliflerle girdiği çatışmalarla rejimin elini güçlendirmiş, muhalefetin ise gücünü zayıflatmıştır.

Son bir aydır, Suriye’nin ikinci büyük şehri olan ve stratejik öneme sahip Halep şehrinde yoğunlaşan rejimle muhalifler arasındaki çatışmalar, kritik öneme sahip. Halep’in düşmesi Suriye Devrimi için vurucu bir darbe olma özelliği taşıyacağı için muhalifler her ne pahasına olursa olsun Halep’i rejimden korumak için var güçleriyle mücadele ediyorlar. Bu gruplar arasında İslam Cephesi, Hareketi Hazm, Ceyş’ul Muhacirin ve’l Ensar, Fecr’uş Şam, Hareketi Nurettin Zengi, Ceyş’ul Mücahidin, Liva Sultan Murat, Sultan Muhammed Fatih yer alıyor. Handarat ve Sifat bölgeleri arasında yoğunlaşan ve rejimin muhalifleri çembere almaya çalıştığı bölgede meydana gelen çatışmalarda, ağır silah yokluğundan dolayı muhalifler ilerleyemiyor. Halep’in tamamen rejimin eline geçmesi durumunda muhaliflerin Türkiye ile olan tek bağlantıları kesilmiş olacak. Bu bölgede büyük oranda halen yaşamakta olan halk şu an göç tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor.
Halihazırda şu an 3,8 milyon Suriyeli Suriye’nin dışında mülteci olarak yaşamaktadır.

Mart 2011’de başlayan ve 4. yılına girecek olan Suriye Devrimi, halkın barışçıl gösterileriyle başlamış ve samimi niyetlerle ortaya atılmış bir mücadeledir. Siyasi olarak kapalı kapılar arkasında türlü hesapların çevrildiği bu mübarek Bilad-ı Şam toprakları üzerinde devam eden bu mücadele, dünyanın gözü önünde gerçekleşen türlü katliamlara sahne olmasına rağmen unutulmuş durumdadır. Bunun sorumluluğu dünyanın bütün Müslümanların boynunda bir borçtur. Şunu unutmamak lazımdır ki, Şam’ın kurtuluşu Filistin’in kurtuluşu için elzemdir. Bu sebeple bu halkın onurlu duruşuna destek olmak başlıca vazifemizdir.

Büşra Betül Aydın

PAYLAŞ

CEVAP VER

Please enter your name here
Please enter your comment!