1930 yılında, Lazkiye yakınlarındaki Kardahar’da, Alevi bir ailenin çocuğu olarak doğan Hafız Esad,  16 yaşında Baas Partisi’ne katıldı. 1955’te Hums Askeri Akademisi’nden pilot subay olarak mezun oldu.

1970’te kansız bir darbeyle iktidarı ele aldı. 1971 Mart tarihinde Hafız Esad Suriye’nin ilk Nusayri kökenli devlet başkanı oldu.
Hafız Esed ilk iş olarak kendisine yürütmede, yasamada ve askeri alanda geniş yetkiler tanıyan bir başkanlık sistemi kuran 1973 Anayasasını hazırlattı. Bu “kişisel başkanlık sistemi” ile ülkedeki bütün kurumlar üzerinde mutlak bir hakimiyet sağlayan Esed, demokratik görüntülü otoriter bir rejim kurdu. Ülkede hala yürürlükte bulunan 1973 Anayasası’na göre, Suriyeli bir Arap olması beklenen devlet başkanı ülkenin genel politikalarını belirler ve bakanlar kurulunun danışmanlığında yürütme gücünü kullanır. Ordunun başkomutanı da olan devlet başkanı üst düzey sivil ve askeri memurları atar ve/ya görevden alabilir. Bu geniş yetkilerin yanında Baas Partisi Genel Sekreteri de olan Esed, anayasa ve yasalarda belirsiz bırakılan alanlarda tanımlanmamış yetkiler de kullanmış ve meşruiyetini arttırmak amacıyla yedi yıl arayla devlet başkanlığı seçimleri yapmıştır.

Hafız Esad Suriye’de şeklen demokratik rejimlerle uyumlu olmakla birlikte aslen otoriter bir rejim kurmuştur. Vatandaşlar görünüşte cumhurbaşkanının ve meclis üyelerinin seçiminde oy kullanma hakkına sahip olsalar da, hükümetin halkın iradesi dâhilinde değişmesi gibi bir durum söz konusu değildir.
Örneğin Cumhurbaşkanı Hafız Esed’in başkanlığı 5 kez üst üste rakipsiz referandumlarla kabul edilmiştir. Aynı şekilde, oğlu Beşşar Esed’in cumhurbaşkanlığı da Temmuz 2000 ve Mayıs 2007’de yapılan rakipsiz referandumlarla onaylanmıştır. Cumhurbaşkanı, özellikle ordu ve güvenlik servislerinden üst düzey yardımcıları ile birlikte, siyasi ve ekonomik alanda en temel kararları almakta ve bu kararlar alınırken büyük oranda halka hesap verme kaygısı da taşınmamaktadır. Ayrıca Cumhurbaşkanı’na karşı siyasi muhalefete tahammül gösterilmeyen ülkede 1963’ten 2011 yılı Nisan ayının ortalarına kadar olağanüstü hal kanunu yürürlükte tutulmuştur.

Olağanüstü Hal Kanunu Nedir?

[quote align=”left” color=”#COLOR_CODE”]Mart 1963’ten beri uygulanan olağanüstü hal yasası nedeniyle, güvenlik güçleri şüpheli gördükleri kişiyi hakkında karar olmaksızın tutuklama yetkisine sahiptir. Bu yasaya göre gözaltı süresi belirsizdir ve tutuklu yakınlarına durumla ilgili haber vermek gibi bir zorunluluk yoktur. Yine bu yasa ile devlet güvenlik mahkemeleri kurulmuştur ve bu mahkemelerin yargılama usulleri uluslar arası hukukun temel ilkelerine aykırıdır.[/quote]

Hafız Esad, getirdiği kanunlar ile Suriye’yi adeta açık hava hapishanesine dönüştürmüştür.  İnsan haklarına aykırı ve çeşitli baskı unsurları içeren kanunlardan bazıları şunlardır:
· Güvenlik Yasası ( 22 Aralık 1962)
· Devrim Koruma Yasası ( 17 Ocak 1965 )
· Devlet Güvenliğini Sağlama Yasası ( 14 Ocak 1969 )
· Askeri Mahkemeleri Düzenleyen Yasa ( 17 Ağustos 1967 )
· Devlet Güvenlik Mahkemelerini Düzenleyen Yasa (28 Mart 1968 )
· 49. Sayılı kanun ( 7 Ağustos 1980 )
· Devlet kurumlarında çalışmayı düzenleyen 39 Sayılı Kanun (15 Ağustos 1981)
Bu yasalar içerisinde en çok ihlale neden olan ise ’49. Yasa’ olarak bilinen ve halen yürürlükte olan yasadır.

49. Yasa

[quote align=”left” color=”#COLOR_CODE”] ’49. Yasa’ Müslüman Kardeşler Teşkilatına üye olmayı büyük bir suç olarak kabul etmekte ve bu kişileri idamla yargılamaktadır. Yasa gereği idam edilen birçok Müslüman Kardeşler üyesi vardır. İdam edilmeyenler ise müebbet, ağırlaştırılmış hapis ve çalışma yasağı gibi yaptırımlarla cezalandırılmaktadır. [/quote]

Hafız Esad, ordu ve güvenlik güçlerinin liderliğini Alevilere vererek kendi diktatörlüğünü sağlamlaştırmaya çalışmıştır. Güvenlik servislerinin birçok ana dalı birbirinden ve hukuk sisteminden bağımsız olarak hareket etmektedir. Ayrıca “Muhaberat” (İstihbarat örgütü) ve “Şebbiha”larla (rejime bağlı özel çeteler) halkın üzerinde korku salarak egemen olmaya çalışmıştır.

Suriye nüfusunun % 90’ı Arap’tır ve geriye kalan yaklaşık % 10’luk kesimi Kürtler, Ermeniler, Çerkezler ve Türkmenler oluşturur.  Suriye rejimi Kürtlere karşı da çeşitli siyasi sosyal ve kültürel baskılarda bulunmuştur. Suriye’de yaşayan yaklaşık 1,5 milyon Kürt’ten 350.000’den fazlası ülke vatandaşı sayılmamakta ve kendilerine verilen kimliklerde yabancı diye gözükmekteydi. Bu statüye sahip olan Kürtlerin seçme-seçilme, mülk edinme, devlet dairelerinde memur veya işçi olarak çalışma, devlet hastanelerinde tedavi görme ve seyahat etme gibi temel hakları mevcut değildi.

Suriye’nin genel nüfusu içinde Müslümanlar % 74’lük bir kesimi oluşturur. Nüfusun % 16’sı etnik açıdan Arap olan Aleviler (Nusayriler), Dürzüler, İsmaililer gibi Şiiler oluşturur. (Alevilerin oranı % 12-13 olarak gösterilmektedir). Farklı mezheplerdeki Hıristiyanlar ise nüfusun % 10’unu oluşturmaktadır.
Toplumda azınlık olan Nusayriler Suriye devletini adeta bir Nusayri krallığına dönüştürmüş ve siyasi ekonomik tüm güçleri ellerine geçirmişlerdir. Devlet dairelerinde, ekonomik ticaretlerde daima Nusayriler önde tutularak halkı daima ezme politikasına başvurmuşlardır.

Katliam ve işkence Baas rejimini karakterize eden en önemli iki faktördür. Bilhassa işkence, devlet eliyle sistemli ve düzenli olarak uygulanan bir yöntem halini almıştır. Rejime yakın duran çevreler dışında Suriye’de işkenceye maruz kalmamış yurttaş bulmak neredeyse imkânsızdır. Muhalif olabileceğinden şüphe edilen herkes her an ABD veya İsrail ajanı olmak suçundan yakalanabilmektedir. Özellikle Müslüman Kardeşler taraftarları bu suçlamanın tartışmasız zanlıları haline gelmiştir. Bu konularda yargı çok hızlı bir şekilde işletildiğinden ve avukat tutma hakkı da tanınmadığından davalar birkaç saniyede karara bağlanmıştır.

Suriye’de 1963 senesinde darbeyle iktidarı ele geçiren Baas Partisi kısa sürede bu ülkede de şiddet
ve baskıyla tüm muhalif oluşumları ortadan kaldırmıştır. 1951 seçimlerinde parlamentoda yaklaşık olarak % 20’lik bir oranla temsil edilen Müslüman Kardeşler’in hızlı ilerleyişi onları hedef tahtasına koymuştur. Baas, Müslüman Kardeşleri sindirme konusunda oldukça kararlı davranmıştır. Ülkedeki % 74 oranında Sünni çoğunluğu iktidarı için büyük tehlike olarak gören Esed, Müslüman Kardeşler hareketi için eşine ender rastlanan bir katliam planı hazırlayarak onları Suriye siyasi arenasından silmeye muvaffak olmuştur. 1982 yılında Esed’in gözünü kırpmadan uyguladığı bu plan tarihe Hama katliamı olarak geçmiştir.

PAYLAŞ

CEVAP VER

Please enter your name here
Please enter your comment!