Arap Baharı olarak isimlendirilen süreçle birlikte 30 yıllık Hüsnü Mübarek iktidarının devrilmesi sadece Mısır’ı değil bölge halklarını da derinden etkilemişti.
Bu tarihi devrim domino etkisiyle Bahreyn’i, Libya’yı, Fas’ı etkilemiş ve hatta Kaddafi’nin ölümüne bile neden oldu.

Halk hareketlerinin büyük devrimlere yol açtığı bu dönemde Suriye’de Dera şehrinde iki bayan doktor telefonla konuşurken; “Hüsnü Mübarek düşmüş, darısı bizim başımıza…” şeklinde niyetlerini dile getiriyorlar.

Telefonları istihbarat tarafından dinlenen bu iki kadın doktor tutuklanıyor. Aracıların duruma müdahalesiyle bayan doktor ertesi günü serbest bırakılırken arkadaşı birkaç saat sonra salıveriliyor.
Telefonda arkadaşına “Darısı başımıza” diyen bayan doktor ertesi gün serbest bırakılıyor bırakılmasına fakat bu süre içinde işkence görüyor. Siyasi Şube’de saçları sıfıra kesiliyor. Bir sürü hakarete maruz kalıyor.

Bunun üzerine, bu kadınlardan birinin akrabası olan 12-13 tane çocuk, duvarlara “Halk, düzenin yıkılmasını istiyor.” sloganını yazıyor. (Sözü edilen slogan Arap dünyasında en çok atılan slogandır.) Okulun müdürü bu çocukları istihbarata şikâyet ediyor. Çocukları içeri alıyorlar ve çok ağır işkencelere maruz bırakılıyor.

İlk başta kimse gidip çocukların akıbetini sormuyor. Bir süre sonra serbest bırakılırlar ümidiyle bekliyorlar.
Fakat çocukların serbest bırakılmadığını ve gözaltı süresinin uzadığını görünce kentin ileri gelenlerinden bir heyet Deraa Siyasi Şube Müdürü Atıf Necib’e çocukların akıbetini sormaya gidiyor.

Atıf Necib gelen heyete “Bu çocukları unutun. Gidin kadınlarınız başka çocuklar doğursun.” gibi hakaret içerikli sözler sarfediyor.
Bu kez, belki yardımcı olur düşüncesiyle Deraa Valisi Faysal Kelsüm’e çıkıyorlar. Faysal Kelsüm de Deraa’nın önde gelenlerinden oluşan heyeti aşağılıyor ve makamından kovuyor. Hakarete uğrayan öfkeli halk valiyi Cuma namazının ardından darp ediyor. Bunun üzerine valinin korumaları halkın üzerine ateş açıyor ve iki kişi olay yerinde, ağır yaralanan iki kişi de hastanede hayatını kaybediyor. Daha sonra halk El-Ömeri Camii’ne sığınıyor.
Camiyi basan güvenlik güçleri katliam yapıyor.

İlk aylarda Dera’da başlayan gösterilerin bilançosunu İnsan Hakları İzleme Örgütü belgelediği raporlarda bildirdi:

  • Göstericilerin protesto gösterileri için toplanma yeri olan ve yaralı göstericilerin tedavi edildiği geçici bir hastane gibi kullanılan El Ömer Camii’ne yapılan saldırı ve ardından 23-25 Mart arasında yapılan gösterilere yönelik saldırılarda otuzdan fazla gösterici öldürüldü;
  • 8 Nisan’da düzenlenen iki ayrı gösteriye yapılan saldırılarda en az 25 kişi öldürüldü;
  • 22 ve 23 Nisan’da İzra’daki bir gösteri ve cenaze töreni sırasında yapılan saldırı sonucu en az 34 kişi öldü;
  • 25 Nisan’da başlayan Dera ve komşu köylerin kuşatması sırasında ve komşu köylerin kuşatmayı kırmaya çalıştığı 29 Nisan’da yapılan saldırılarda yaklaşık 200 kişi öldü.

Gösterilerin Ülkeye Yayılması

Dera şehrinde insanlar öldükçe isyan önce bütün şehre yayıldı. İlk başlarda birkaç bin kişi gösterilere çıkarken, kısa bir zaman içinde on binlerce Deralı sokakları doldurmaya başladı. Peygamber torunları olan seyyidlere, Baas rejiminin geçmişten beri büyük baskı uyguladığı biliniyor. Bunun da etkisiyle Dera’daki isyan büyüdükçe diğer şehirlerde de etkisini gösterdi. İsyan dalgası Şam, Lazkiye, Humus, Banyas, Hama, Kamışlı ve Halep’e doğru genişledi.

Cuma günleri namaz sonrası Dera halkına destek için sokağa çıkan diğer şehirlerdeki halka yönelik de yönetim tarafından şiddet kullanılınca, Suriye’deki isyan Esad’ın gitmesini isteyen bir halk ayaklanmasına dönüştü.

 

PAYLAŞ

CEVAP VER

Please enter your name here
Please enter your comment!